RÜZGÂRGÜLÜ

 Unutulmamış Yazılarım…
Tam yedi yıl önce yazmışım bu yazıyı!
Niçin yazmışım, kime yazmışım hatırlamıyorum bile…
Son günlerde Bir rüzgârgülü muhabbetidir gidiyor.
Acaba dedim Sayın Belediye Başkanımın kafasında yer mi etmişti diye de sevindim hani… Yazımı bir daha hatırlayalım…
Cihangir Davutoğlu ağabeyime de buradan teşekkür ediyorum…
 
RÜZGÂRGÜLÜ
 
“Rengârenk kanatları ile hep rüzgâra dönüktür yüzü.
Aksi yöne çevirmeyi bir deneyin isterseniz, donup kalır. İnadından milim kımıldamaz. O rüzgârlardan beslenmeyi sever.
Rüzgârın etkisi ile senide kendi yönüne döndürmeyi ister. Sapını tuttuğunuz kolunuzu savurur durur o yöne doğru.
Rüzgârını buldu mu? Öyle bir keyifle döner ki kulak verirsen eğer; şarkı mırıldandığını bile duyarsın.
Sanırsın ki Rüzgârları, fırtınaları bu yaratır. Oysa Çelimsizdir.
İncecik bir çıtanın ucunda, Salkım saçak bir kâğıt parçası, ha yırtıldı, ha yırtılacak Zaten ilk yağmurda rengi de atacak.
Çocuk, bilmez! Sanır ki itaat edecektir ve dönecektir kendiliğinden.
Rüzgârgülü ise rüzgâra karşı kırmıştır çoktan dümenini.
Rüzgârgülü, rengârenk ve fırıl,  fırıl uçmakta, çocuksa kan ter içinde koşuşturmakta.
Son zamanlarda halinden memnundur ve rüzgârda iyi esmektedir. Zevkten başı döner, bir alımdır bir çalımdır sorma gitsin, havasından geçilmez.
Çok gitmedi bu böyle; bir gün rüzgâr esmez oldu. Şaşırdı rüzgârgülü, ne tarafa dönse rüzgârı bulamadı.
Sıcak tepesinde sapsarı bir güneş yaktıkça yakıyordu, kâğıttan bedeninde ki enerjide bitiyordu.
Çok geçmeden çocukta sıkılmıştı zaten. Üfleyerek döndürmek istedi nefesi yetmedi.
Demeye kalmadı, çocuk; bastı tokadı, bastı tokadı, bizimkisi yarı döndü yarı dönmedi.
Derken çıt diye bir ses ile kırıldı orta yerinden.
Çocuk baktı, olacak gibi değildi; atıverdi elinden.
Minik bir rüzgâr son bir kez uçurdu onu, lakin geçiremedi küçük bir dereden. Ömürleri kısa olur rüzgârgüllerinin bir rüzgâr sağanağının arasına sıkışmış yaşamları vardır.
Bir üfürük ve iki tokatla son bulur o renkli yaşamı.
Eline geçtiği insanı aslında eline geçirmiştir. Gittiği yöne insanı da götürür. Asla vazgeçmez bu tutumundan.
Tek engel ise onu rüzgâra karşı tutacak bir eli her zaman bulamayışlarıdır.
Hep bu yönünden bakmışımdır, hazin bir öyküsü vardır rüzgârgülünün.
Oyuncak da olsa bir hikâyesi var işte.
Kullanılmak üzere tasarlanmıştır, kullanılacağını bilir, onlar eğlenirken bende biraz eğlensem ne çıkar diye düşünür.
Ona şarkılar bile bestelendi; rüzgârgülü, rüzgârgülü diye, Teoman’dan.  
Bizler,(50 yaş üzeri) çocukluğumuzda bunlara hep fırıldak dedik.
Bunun yerde sürünenlerine de,(Bir koyup üç almak isteyenlere) Fırdöndü denirdi.
Fırdöndü kendi yolunu bulamaz, rüzgârgülünün aksine birinin eli tarafından idare edilir.
Bir çift parmağın çevirdiği fırdöndü hızla döner, döner, döner ve yıkılır üzerindeki yazıyı okursunuz.
Bazen bir koy gelir, bazen ise hepsini al gelir.
Parmakların maharetine bağlıdır. Az da olsa burada adaletli bir düzen vardır. Her zaman alamazsın arada bir seninde vermen gerektiğini hatırlatır.
Rahmetli Özal bile Kuveyt savaşında “bir koyup, üç alacağız demiyor muydu?”
Şimdilerde rüzgârgülleri iyi kazandırıyor.
Bakının etrafınıza;memleket rüzgârgülleri ile çevrilmiş durumda.
Böyle rüzgârgüllerine can kurban değil mi? Bir koyup üç alınacak rüzgargülleri bunlar…
Onları oralara dikmek çok zor işti.
Allah’ın bozkırında dikerken direkleri, ne rüzgârlar esmişti, ne köpekler havlamıştı? Köylüler bile karşı çıkmıştı ama sonunda başarmışlardı…
Valla ben de merak ettim şimdi!
 Kime rüzgâr gülü demişim o günler de…
 
 
 
 
YORUM EKLE

banner148

banner132