Röportaj:
DENİZLE DOBRA DOBRA: IŞIK ÖĞÜTCÜ
 Silivri belediyesinin düzenlemiş olduğu Silivri söyleşileri kapsamında Silivri’ye gelen ve Gazete Manşeti ziyaret ederek Özgün Deniz ile keyifli bir sohbet gerçekleştiren Işık Öğütcü ye biz sorduk o da Dobra Dobra ve samimiyet ile cevap verdi.

Bir çoğumuz’un hiç bilmediği bir Orhan Kemal ile karşılaşacağımızı bizde tahmin etmedik, ama her cümlesinde babasının nasıl bir dünya yazarı olduğunun haricinde, yaşadıklarını anlatırken babasına özlem duyan ve hayranlıkla bakan bir oğul gördük karşımızda.

Tüm dünyanın tanıdığı bir yazar olan Orhan Kemal ‘i biraz anlatır mısınız? Babanızın gözünüzde ki yeri neydi?

Sizin de söylediğiniz gibi o dünyanın büyük sanatçısı ben genetik olarak onun oğluyum. Bu bilinçle hareket ettiğiniz zaman olaya daha farklı bir boyuttan bakıyorsunuz. Baba oğul ilişkimiz ben 13 yaşındayken sona erdi, anlayacağım süre 6 ile 13 yaşı aralığıydı.

7 yıllık bir süre, bu 7 yılda da aklımda ne varsa çocukluk anılarımda var ama onun sonrasın da onun dünyasına girdiğiniz zaman çok olağan üstü bir Türkiye panoraması, hem insan sevgisi olaylara sosyolojik, tarihsel, psikolojik bakan eserlerin kaynaştığı bir hayat karşınıza çıkıyor.

Bunları tabi ben bir keşif olarak düşünüyorum. Bende 2000 yılında babamın müzesini açtığım zaman sadece onun kitaplarını okumuş evde anlatılan anılarla büyümüş kişiydim. Fakat müzesini açtıktan sonra eserlerin içine girdiğim andan itibaren hem keşifte bulundum hem apayrı bir dünyada keşfettim.

Ben hiç babamı tanımamış mıyım? Tanımadım mı ?

Her babanın yaptığı gibi hayatta sizin için koşturan bir insan ama kriterler bazında olayı incelediğiniz zaman toplumdaki yerinin ne olduğunu gördükten sonra önünüze bambaşka bir dünya açılıyor. Buda tabi soramadığınız pek çok sorunun cevabını bu süreçte size gösteriyor.

Tabi anneniz bir şeyler anlatıyor şuanda ağbimler, ablam sağ onlara bir şeyler sorduğunuz zaman onlar da akıllarında kalanları anlatıyor. Ama bazen almak istediğiniz soruların cevabını onlarda veremiyor. Belki konuşulmuş ama aradan çok uzun zaman geçmiş 46 yıldan bahsediyoruz.

Babamın bu yıl 46. ölüm yıl dönümünü anacağız. Artık akıllarda hafızalarda her şey silinip gidiyor mesela bir tane örnek veriyim.

1969 yılında babam annemle birlikte ilk defa pasaport alıp Maksim Gorki’nin 100. Yaşı nedeniyle Sovyetler birliğinden davet almışlardı ve gittiler. Şimdi tabi döndüler evde konuşuyorlar tabi bir sürü şey konuşuluyor ama 12 yaşındayım işin başka yerindeyim son 16 yıl içinde bir soru geldi aklıma ve durdum; ya dedim babam Moskova’ya gitti, Nazım Hikmet’in mezarını ziyaret etti mi? Etmedi mi?

Bununla ilgili hiç kimseden bir şey duymadım öyle enteresan bir şey ki babam gidecek ziyaret etmeyecek ablama soruyorum ablam hatırlamıyorum diyor ağebeyim de hatırlamıyor, annem yok sorayım sonunda ; Zaman Karşı Orhan Kemal’in kitabını çıkarıyor.

Babamın röportajlarının olduğu bir kitap ve bu röportajların birinde ; 1969 yılında gazeteci soruyor; Nazım Hikmet’in mezarına gittiniz mi? İşte dedim sorumun cevabı burada ve gitmiş hatta o an ‘’Nazım Hikmet’in aşina olduğunu bildiği imzasını taşın üstünde gördükten sonra öldüğüne inandım’’ diyor.


Bu kadar önemli birimiydi Nazım Hikmet babanız için?

Nazım Hikmet, Orhan Kemal’i Türk edebiyatına kazandırmış kişidir aslında.

Babamın yazar olmasının ve bu kadar kitabı yazıları varsa bunu Nazım Hikmet’e borçluyuz aslında. O yıllarda sırf Nazım Hikmet’in şiirlerini beğendiği ve okuduğu için babam tutuklanarak ceza evine konuluyor. Bursa da tutuklu bulunan babamın kaldığı ceza evine bir süre sonra Nazım Hikmet naklediliyor. Büyük bir Nazım hayranı olan babam heyecanla bekliyor ve gözünde dev gibi bir adam canlandırıyor. Fakat Nazım Hikmet geldiğinde bu muymuş Nazım Hikmet diye önce bir hayal kırıklığı yaşıyor.

Akabinde tanışıp çok iyi dost oluyorlar, babam Nazım Hikmet hayranlığı ilke şiir yazmaya çalışıyor fakat çok başarılı olamıyor, bir gün Nazım babamı karşısına alıp ‘’şiir senin işin değil sen düz yazı yaz, makale yaz hatta roman’’ yaz diye tavsiyede bulunuyor. Orhan Kemali dünya çapında bir yazar yapan aslında Nazım Hikmet tir.

Orhan Kemal Müzesinden biraz bahseder misiniz?

Herkes gibi benimde aklımda içimde olan duygular sorular bu zamana kadar 9 tane kitap çıkarttırdı bana. Tabi ben bunu merak ediyorsam okuyucu da yarın Orhan Kemal üzerine çeşitli araştırmalar yapacak olan akademisyenler başka kişiler kitap onlara ışık olacak.

Yani kendinizi bu işlere adamak Orhan Kemal ile buluşmak, kavuşmak böyle bir şey.

Gerçekten bu çalışmalara kendimi verdim.

Diyeceksiniz ki ya müzeyi kurarken böyle bir düşüncen var mıydı evet kesinlikle yoktu hatta sade bir düşüncem vardı müzeyi açacağım ziyaretçiler gelecek ve gidecekler ama öyle olmadı hayatım değişti.

Önce kafadaki saçlar gitti zaten birde mükemmeliyetçilik var yani en iyi şekilde olsun, hatasız olsun. Bazen kitapları 10-15 defa okudum ve yayın evlerini değiştirdim.

Zamanımı ve hayatımı kitaplara adamış bulunmaktayım.

Tabi bunun bana büyük bir faydası var birçok şeyi öğrendim. Mesela nasıl faydası oldu diye sorarsanız babam Orhan Kemal bir roman yazmış fakat unutmuş. Arşivlerde yok her hangi bir kayıtta yok sadece bir gazete kupürü. O yüzden gazete arşivlenmesi ve saklanması çok önemli.

Evde 1960 yılından kalma ufak bir gazete kupüründen babamın unuttuğu romanı buldum. Yüz Karası’nı 2011 yılında çıkardığımızda olağan üstü bir olaydı düşünün ki Orhan Kemal roman yazıyor ve yazığı romanı unutuyor yıllar sonra bir gazete kupüründen ben bu romanı buluyorum.

Bu unutulan romanların devamı geleceğini düşündüğüm için bana yöneltilen sorulara olabilir diyordum ve öylede oldu.

Bu kitaplar Kenarın Dilberi ve Uçurum tam 3 tane böyle unutulan romanlarını buldum. En büyük kaynak Fikret Otyam’ a yazdığı mektuplardır.

Mektupları okurken dedektif hassasiyeti ile araştırmalar yaptım. Her satırdaki gizemi keşfetmeye çalıştım ve sonucunda buldum, mesela Kenarın Dilberi 10 yıldır aradığım kitaptı bu kadar aramamın sebebi de babam tarafından yayınlandığı gazetenin isminin tam olarak yazılmamasıydı.

Yani gazetenin ismi Halk Gazetesiydi ve Halk Gazetesi o dönemde çok fazla kullanılan bir gazete ismiydi. Aslında gazetenin başında Siyasi Halk gazetesi var ve bunu çözdüğümde bütün nüshalar gözümün önüne geldi.

O dönemde gazetenin ismini bulup araştırdığımda aslında Orhan Kemal’ in Kenarın Dilberi diye bir romanı olduğunu fark ediyorum. Hayatımı nasıl değiştirdi diye sorarsanız, Orhan Kemal bir şiir yazıyor Nazım Hikmet bunu beğenmiyor sonrasında babam bunu kitabında yazıyor. Nazım Hikmet ile 3,5 yıl isimli kitabında bu anılarını paylaşır.

Orhan Kemal evlat baba ilişkisinde nasıl bir babaydı ?

Herkesin annesi babası hayatında önemlidir, Babamın bana hiç bir nasihatı olmadı, hayatın içinde hiç plan yaparak yaşayan bir adam olmadı, hatta ölümü bile sürpriz oldu…

Yurt dışından ansızın bir haber aldım ve babamın öldüğünü öğrendim. Ekonomik sıkıntılardan dolayı annem ile sürekli bir olay halinde olurdu ama genel olarak baktığımız zaman aslında çok şen şakrak bir insandı. Yazarların hayatları diğer insanlara göre baktığımızda çok farklıdır, aklından binlerce şey geçebilir örneğin; sana bakar aklından binlerce şey düşünebilir daktilonun başına geçer roman yazar.

Benim annem ile babam arasında çok iyi bir uyum vardı annem babamı çok iyi çözmüştü ağebeyimin bana anlattığı kadarıyla babam eve geldiğinde eğer kapıyı melodik çalarsa cebinde para vardır eğer çok sert çalarsa parası yoktur sinirlidir.

Annem bunu çözdüğünden dolayı bu durumlarda bizi uyarır ve sükunet içinde kalmamızı sağlardı. Mesela annem ile babam arasında ev hayatında yardımlaştırmalar da vardı örneğin babam çok güzel cacık yapardı. Özetlemek gerekirse babam ev hayatında keyifli bir adamdı. Bazen yorulduğunda ben küçük ve torpilli çocuk olduğumdan dolayı küçücük ayaklarımla babamın sırtına masaj yapardım.

Aslında babamın kafası hep meşguldü gecenin dokuzunda kalkıp daktilonun başına oturup sabah ona kadar yazı yazardı. Çocukluğumda daktilo sesi benim için bir melodi haline gelmişti. Şöyle düşünün babamın 21 yılda yazdığı kitap sayısı 57 adet. Kendimi yerine koyduğumda bir A4 kağıdını doldurmak için saatlerce çabalarım.

Babanız için açmış olduğunuz müze haricinde Aklınızda başka bir proje var mı?

Gazetelerde olan öyküleri var bunları derleyip bir kitap halinde getirmeyi planlıyorum, onun haricinde mektuplar var bunları da anı şekilde kitaplaştıracağım.

Bunlar toplamda 59 adet falan. Yani 60 tane bir kitap serüveni her yıl 3 tane kitap yazacak kapasitesi olan bir baba. Bunun dışında makaleler ve kendisinin de unuttuğu değişik isimlerle yazmış olduğu senaryolar var. Yazıyla çizgiyle hepsini yapan yaratıcı bir kişilik var.


Orhan Kemal ‘ in oğluyum dediğiniz zaman kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Röportajın başından beri siz bana soru soruyorsunuz. Şimdi ben size bu soruyu soruyorum siz Orhan Kemal gibi bir yazarınız olduğu için gurur duyuyor musunuz?

Kesinlikle, tabiî ki gurur duyuyorum.

Bende sizin gibi gençlerin babam için yapmış olduğu yorumlardan dolayı gurur duyuyorum. Hatta bazen onu anlatmaya kelimeler yetmiyor, hayran oluyorum, kıskanıyorum her şey giriyor bunun içine. Tüm olağan üstü vasıf ve sıfatların hepsi babam Orhan Kemal için geçerli. Bir şarap gibi Orhan Kemal yıllandıkça değeri artan.

Orhan Kemal kitapları adeta Türkiye’nin bir panoramasıdır.


 

 

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner148
banner132

ŞAHİN VE GAMZE İLE SİLİVRİ’Yİ TADIYORUZ
Silivri'nin lezzet avcıları Şahin ve Gamze nin bu haftaki durağı Santorini Cafe oldu.

Haberi Oku