KEMAL AĞABEY..

 Bu yazımı, CHP’ye destek olarak yazmıyorum
 “Genel Başkan” olarak seçilen bir insanın parti içinde “nasıl naçar kaldığını?” Görebilmek açısından irdelemek istedim.
Öncelikle, altını çizmek istediğim bir konu var! İster Atatürk’ün deyin, ister Mustafa Kemal deyin;onun adıyla bugüne kadar gelebildi CHP! Bir başka deyişle söylersek, Atatürk’ün mirasını har vurup harman savurdular…
Nasıl, yani değil mi?
Aslında Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelteceğimiz bir sorudur bu! Fakat sağlıklı bir cevap alacağımızı sanmıyorum. 
CHP tekno bir parti değildir. Devlet kurmuş bir partidir. Savaştan çıkmış bir partidir. Aslına bakarsanız halkın kurtuluş partisidir.
Kendi yapısından, kendi tüzüğünden “eksen kayması” dediğimiz vakaları birkaç kez yaşamıştır. 1939’dan sonra kurulan hükümetleri “milli şeflik” modeli ile yönetmiş ve ülkeye lanse etmiştir.
1939-1946 yılları arası Avrupa’nın milli şeflikle yönetilen 3 ülkesinden biriydik… İtalya, Almanya, Türkiye!
1927 yılında İtalya’dan aldığımız, medeni ve ceza kanunlarına sıkı sıkı bağlı kaldı. ( Bu kanunları İtalya İsviçre’den almıştı. İleride değineceğiz, Evangelizm) günümüze kadar gelmesinde kararlılık gösterdi.
1935 İzmir kurultayında okunan ve kabul edilen tüzük ile bu günlere geldi.
1946 -1967 arasında sosyal güvenlik kanununa ne dokundular ne de dokundurttular.  1967’de kanun değişiklilerine gittiler o da kanun hükmindeki kararnamelerle ta ki 2003 yılında çalışanlar aleyhine değiştirilen kanun değişikliklerine kadar… Muhalefette bile uzak kaldılar.
1971 ve 1972 yıllarında sergiledikleri, vatanperverlikte üstlerine yoktu. Sayın Erbakan’ın "hayır" dediği Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamlarına bakın kaç CHP’li "hayır" demiş, 144 CHP'liden idamlara hayır diyenlerin sayısı 47 idi. Senato'da 34 üyesi bulunan CHP'den idamlara hayır diyenlerin sayısı ise 18 idi.
Yine 1971 ve 1972 yılları arasında ve hemen 12 Mart sonrasında Kasım Gülek ve arkadaşları ile Adalet Partili milletvekilleri ile ortak karar alarak, o yılların ordu mensupları Faruk Gürler, FaikTürün, Memduh Tağmaç  paşalarla birlikte Sayın Demirel’in de katılımları ile türk ordusunun geleceği planlanıyordu. Silahlı kuvvetler, solculardan temizlenerek, peygamber ocağına dönüştürülecekti. O günlerde bu iş için bizzat Kasım Gülek tarafından lanse edilen biri vardı. Fethullah Gülen.
Önce kuran kursları çoğalttılarak ve daha sonra imam hatiplerde okutulan gençler, askeri okullar ve hukuk fakülteleri ağırlıklı olmak üzere okutuldular. 
Gerek muhalefet, gerekse iktidardaki bir CHP’de hiçbir ses çıkmıyordu. CHP, de kimse ses çıkarmadığı gibi kimse de yerinden oynamıyordu. Görev süresi en az 25 yılını doldurmuş insanlar yönetiyordu.
1980’ler Ordunun iktidarı gibi gözükse de Amerika, açık açık ılımlı İslam’ı körüklemekte, İmam Hatipler, ülkenin her yerinden fışkırıyordu. Özal’lı yıllarda başlayan İslam devrimi 1998 de de hız kesmedi.
Bülent Ecevit’e rağmen ılımlı İslam gelişimini sürdürüyor, Fethullah Gülen hareketinden çokça bahsedilmeye başlanmıştı.
Bu arada CHP, 1999 seçimlerinde ise yüzde 8,71 oy alarak barajı geçemedi ve meclis dışında kaldı. 
Kendi dallarını keserek büyümeye çalışan bir parti zihniyeti ile yönetilen CHP’nin neler yaptıklarına bakalım.
Önce köy enstitülerini kapattılar, ardından halkevleri, lise derneklerini açıldığı gibi kapattılar, DİSK’in 1977 yılındaki “birleşelim” önerisine şiddetle karşı çıkıldı.
Her fırsatta, Atatürk’ün partisi sözünden yola çıkarak, halka açılım yapan parti, Atatürk adına bir açılım ya da açılış bile yapmadan yıllarca bütün zenginliğini İş bankasında tutarak; garanti maaşa talim ettiler. Oysa tam da o yıllarda Atatürk düşünce ve ilkelerinden yola çıkarak Eğitim de “Atatürk” adını bu ülkeye ezberleten bir ÇYDD kadar olamadılar. Binlerce çocuğu, Atatürk ilkeleri ile okutarak, yetiştirdiler.
Yaşlıların bakıldığı huzur evine dönmüş bir CHP’den bizler, bir şey bekleyecek bir durumda değildik! Ve siz geldiniz…
Kemal Ağabey!
(Nasıl geldiğiniz?) Bizi ilgilendirmiyordu! Ne yapacak da CHP’yi makûs kaderinden kurtarabilecek? Diye düşünüyorduk.
Yukarıda, saydığımız tarihlerde ve olaylarda siz, CHP’nin içinde ve yönetiminde değildiniz. Bu yüzden umut verdiniz…
Çok geçmeden, size karşı da gruplaşmalar, kamplaşmalar başladı. Yapacakları fazla bir şeyleri yoktu! Zaten yapmak içinde gayretleri de yoktu. Osman Bölükbaş,ı edebiyatıyla siyaset yapıyorlar, iktidarın suçlusu gibi sizi göstermeye çalışıyorlardı.
Yukarıda saydığım, döktüğüm CHP’yi kimse kabullenemiyor ama bu CHP’yi kabul etmiş ve iyi ezberlemiş bir Cumhurbaşkanımızın olduğunu, oyununu da bu kurallara göre kurduğunu göremeyenler, pazarcı edebiyatı ile siyaset yapıyorlardı.
Referandumu çok iyi idare ettiniz ama bu ülkenin halkına bir özür borcunuz var!
“Ekmek için Ekmelettin!”  Diyerek, ben dâhil herkesin gözünde siyaset bilginizi sıfırladınız!
Hadi, biz buna dil sürçmesi diyelim!
Hatırla, gönülle geçen bir 1927-1935 döneminden İzmir Kurultayı ile kurtulmuştu. Tıpkı, o günlerdeki gibi yeniden kurtuluşa geçelim! Gençlere, genç kadrolara yeniden dönülürken, Fethullah Gülen okulları değil, Atatürk okullarının temeli atmanız dileği ile başlatın bu kurtuluşu…
CHP, pazarcıya, emlakçıya, madrabaza ve kumarbaza bırakılmayacak kadar kutsaldır. Kutsal bir kurtuluş partisidir. 
YORUM EKLE

banner148

banner132