Düstur mu? Destur mu?

Geçtiğimiz günlerde, Gazetemiz MANŞET te bir röportaj okudunuz. İmtiyaz sahibi ve sorumlu müdürümüz Özgün Deniz GÜNDÜZ arkadaşımızın yaptığı bir röportajı yayımlandı.

Gazitepe mahallemizde Şinasi Tezcan isimli şahısla yapılan bir röportajdı bu!

Bu güne kadar (38 yıl) meslek hayatımda hiçbir gazeteci arkadaşımın yazılarına müdahil olmamış ve hiç bir gazeteci arkadaşımın yazılarına da kontr yazılar yazmamaya gayret göstermiş bir insanım. 

Birincisinde bir insan, gazetecilik mesleğine soyunmuşsa kendisini savunacak bir düsturu ve uslübu olacağını bildiğim içindir. İkincisi, yazılarına cevap vermemem sadece halkın yargısına bırakmak gerektiğini bildiğimdendir. Yani desturumuzu da biliriz… 

Bu kez öyle olmayacak. Gazetemiz çatısının altında; beraber kalem salladığımız bir arkadaşıma arka çıkacağım. Çünkü yargısız infaza gitmesine asla müsaade etmem.  Gerekirse bu işin fedailiğini bile yaparım…

 Şimdi bana  “Neden?” sorusunu sorabileceğiniz için hemen cevaplayabilirim. 

Çünkü ben Lütfü Ertürk olarak olaya feri müdahilim.

Biz, iki hafta önce gazete dağıtımı için sırasıyla mahallerimizi dolaşıp, Gazitepe mahallesine girdik.

Her zaman olduğu gibi kahvehaneleri dolaşarak dağıtımımızı yaptık! Bizi en çok okuyan okuyucu kitlelerimizden biri de Gazitepe mahallemizdir… 

Deniz hanım dağıtımını bitirip yanıma gelirken; “röportaj yapmak isteyen bir amca var.
Hatta eşi de gazetelerini hep senin götürdüğünü, bizim yazılarımızı beğendiklerini ve bize plaket vermek istediklerini; ben de aman amca ne diyorsun sakın böyle bir şeye kalkışmayın” dediğini anlattı.

Şimdi buraya kadar müdahilim! Röportaj yapıldığı gün orada yoktum! Ama zehir zemberek acıklama ihtiyacı duyan Alper Tezcan’a birkaç sorum olacak!

O gün, babanız röportaj verirken;  yan kahvehanede olduğunuzu ve babanızın size seslendiğini ama arkadaşlarımızın yanına gitmediğinizi biliyoruz.

Gazetede ki ifadeniz de  “babam ne konuştuğunu bilmez”  diyorsunuz!

Ne konuşacağını bilmeyen bir adamı, yani babanızı, hem de size seslendiği halde bir gazeteci ile başbaşa bırakıyorsunuz! 

Babanızın, ses kayıtları var, ifade yeteneği de gayet yerinde.

Siyasi açıklamalarında Özcan Işıklar’ı kahraman ilan ediyor.

CHP’yi baş tacı yapıyor. Ak Partili yöneticileri eleştiriyor.

Üstelik senin çektiğin acıları anlatarak yargılıyor. Bu arada kan bağı olduğunu bildiği için de biraz derecesini yükselterek Bora kardeşimizi eleştiriyor. Bu onun en doğal hakkıdır. İnsanların hata yapma özgürlüğü vardır. Tıpkı sizlere karşı yaptıkları hatalar gibi…

Bize, röportaj için “Kirli siyasi haberlere yedirmeyiz Bora’yı demişsiniz!” bu bir haber değil, bir röportaj ve farkında olmadan siz de siyaset yapıyorsunuz…

Oysa bize gelerek ne olduğunu sormanızı gerekirse tekzip istemenizi beklerdik. Diğer bir gazete de siyasi karşı atak yapmanızı değil.

Amcaoğlum dediğiniz Bora Balcı’ya beni de bir sor. Ya da çık köyüne sor.

Mahalleye gelmesinler demek ne demek? Ben yeni haftanın gazetesini getireceğim ve dağıtacağım. Gazitepe, kimsenin tekelinde ve idaresinde değildir. 

Bence siz röportajı bir daha okuyun… Röportajın yapıldığı kahvehaneyi işleten arkadaşa da bir sorun.

Sayın Işıklar’a kahraman derken babanız süper akıllı, Sayın Balcı’ya gelince akıl tutulması mı yaşıyor? 

Anladığım kadarı ile kamuoyu yaratarak, sizin de siyasi bir amaçla MANŞET i hedef aldığınızı görüyorum.

Biliniz ki biz bu güne kadar, ne bir siyasi güce dayandırdık kendimizi. Ne de siyasi bir kişinin veya bir partinin sesi olduk… 

Hiçbir maddi gücü kabul etmeden, kendi iktisadi programlarımızla yürümeye çalıştık.

O yüzden elimizdeki haber ve röportajları kamuoyu ile paylaşırken hiç kimseye veya hiçbir güce dayandırmadan inandığımız gücümüzle yayımlıyoruz… 

Sevgili İbrahim kardeşime de iki satır sözüm olacak…

Yazımın başında söylediğim gibi bu tür yazıların içine sarkıtılan gazeteci yorumları kendisini müdahil sıfatına sokmaktadır.

Bu da gazetecilik samimiyetini ortadan kaldırmaktadır. 

Bilirsin biz de bir söz vardır. “ucuz etin, yahnisi ucuz olur” derler. Aman dikkat! 
 
YORUM EKLE

banner148

banner132