CEO

 Hani, bir gün geçmiyor ki dile gelmeyecek, göze değmeyecek bir haber yapmayalım sizin için. Hepsi de hit haber desek yeri var. Aslında, teşekkür etmemiz gerekiyor size…

Çok değil, bir iki yıl önce kendinizi önce imam sonra papaz ilan ederek; şehrimizin üzerinizdeki yetkinizi gözümüze gözümüze sokuyordunuz ya!

Hep düşündürmüştür beni!  

Bu nasıl bir meydan okumaydı?

Hadi halkı geçtik, muhalefet niye ses çıkarmaz diye düşünür dururdum…

Günler geçtikçe, üzerinize etiketiniz de oturmaya başladı. Mesele imam, papaz olma meselesi değildi sizin ki! Bu şehrin CEO’su olma yolundaki gayretlerinizdi. Öyle de oldu sanırım…

Kısa bir zaman dilimi içinde alım satım ve yatırım uzmanı olup çıktınız. 

Meydanlarda 30 kişi toplayamazken, 30 kişiyle 24 bin üyelik Ak Partiyi nasıl dize getiriyor diye kendime soruyordum!

Spartalı komutan Leonidas'ı bile kıskandıracak zaferlere imza atıyordunuz…

Başladığınız her işi yarım bıraktığınız gibi hiç başlamamanız gereken işleri de bitiriyordunuz.

Nasıl güzel, nasıl rahat bir siyasetti bu?

Kimimiz, güttüğünüz siyaseti, politik bir başarı olarak görüyor, kimimiz ise kayıtsız şartsız Silivrili olmanıza bağlıyor “ Bizim Çocuk be” göndermeleri ile destek oluyorlardı.

Ta ki “Biz büyük bir aileyiz” yaftanızı bu şehrin boynuna astığınızdan itibaren, ben de bir merak uyandırdınız. Bu ailenin içinde olanda vardı, olmayan da! Ailenin içinden, dışarı itilen de vardı. Dışarıdan içeri çekilen de… 

Kim bu büyük aile? Silivri’ye doğru söylenen ama asıl aile büyükleri kimlerdi?

Dünün mücahitleri, bu günün müteahhitleri olan cemaat kardeşlerinizdi. 

Ve siz onların CEO’su olmayı başarmıştınız…

Demem o ki! Kuru fasulyenin faydalarını görmeye başlamıştınız… 

Şu kuru fasulye muhabbetini burada bırakalım da belediyecilik işlerine bir bakalım.

Nasıl olsa döneriz bu konulara tekrar. Gerektiğin de…

Hani okuldu, bağdı, bahçeydi derken siz de koca bir müteahhit olup çıktınız. İyi de karışan görüşen de yok gibi sanırım, bir iki kişi kaldık. Onları da pek taktığınız yok çok şükür.

Siz,  işinizi iyi yapın diyeceğim ama durduk yerde de niye savaş çığlıkları atar oldunuz? Koca Silivri’ye aba altından sopa gösteriyorsunuz.

“Adalet mülkün temelidir “ sözündeki  “Mülk” sözünün üzerinde biraz durmanızı tavsiye edeceğim.

 İki kaynak vereyim. Biri kuranı kerim “mülk suresi”, diğeri Nizamü’l- mülk’ün Siyasetnamesi…  

Haddimize değil ama bu devirde insanların canını al, mülkünü alma diye bir söz vardır. Çok şükür öyle bağım bahçem tarlam yok benim üzülecek.

Tarım alanları konusundaki fikirleriniz hiçte hoş bir şey değil çünkü!

Denizden de pek anlamadığınız apaçık ortadayken, solucanlarla avlanmaya çalışıyorsun… Bizim denizlerimizde sazan yoktur.

26 yıl önce aynı gazete de köşe yazarlığı yapıyorduk sizinle. 

“Bir görüş” adlı köşenizin o günlerde ki bir başlığı şöyleydi.

“Tarih tekerrürden ibaret değildir.” Tarihin, tekerrürden ibaret olması demek, bütün sosyal olayların tüm değişkenliği ile beraber laboratuvar koşulları gibi aynı sonucu vermesi demektir.”  

Diyerek analiz yapabilen bir olarak son günlerde 5. Nüsha gazeteciliğe dayandırarak yaptırdığınız saldırılara şimdilik gülüyoruz.

Çok yakındır, üzülecek haberi buradan okuyacaksınız, 

MANŞET ’ten…
YORUM EKLE

banner148

banner132