95 Yıldır Dış Mihrak!

 Nasıl?  Epey bir zaman olmuş değil mi?

Ne zaman? Ülkemizde bir kargaşa yaşansa, müsebbibi dış güçler ve onların militanları olarak birilerinin gösterilmesine o kadar alıştık ki Sayın Cumhurbaşkanımızın, son büyükelçinin katledilmesi söylemine bir bakın.

Kökleri dışarıda, dış mihraklar, dış güçlerin işi diyerek; topu taca değil de yurt dışına atmaya çalıştı.

Durum gerçekten öyle mi?

Medyanın bazı yayım organlarının iddialarına bakılırsa 15 Temmuz sürecinin uzantısı gibi gösterilirken bir yandan da fevri bir hareket gibi gösterildi.

Cumhurbaşkanımız ne diyor?

Dış mihrakların işi!

Adam yanından ateş açtı adeta!

5 ayda 8 defa yakın koruma olmuş Cumhurbaşkanımıza! Kendisini de çok rahat vurabilirdi! (Aklıma Hasan Saba’nın fedaileri geliyor)

FETÖ bu emri veremedi mi? Vermedi de gitti bir büyükelçiye yöneltti namluyu? (İşi ihaleye çıkarmak istedi belki de)

Durumu kurtarmaya çalışanlar, durup düşüşünler diyeceğim ama neyi düşünecekler?

Önce El Nusra dediler tutmadı, Sosyalist Nusayriler diyerek çıkış yapmaya çalıştılar. Yine işi kuzeye atacaklardı ki ölen adam sosyalistin ağababası idi. O da tutmadı. Bir ara PKK ya yıksak dediklerinde katilin Ak Parti sevdalısı ortaya çıktı o da tutmadı.

Bu kadar kıvrandıktan sonra “saklayacak bir şeyimiz yok, söyleyelim” diyerek FETÖ’yü oturttular sanık koltuğuna!
Amerika’nın yapacağı bir şey kalmadı artık. FETÖ’yü verecektir sanıyorum.

Gelin, sizi 95 yıl öncesine götürelim önce bu güçler; dış güçler mi? İç güçler mi? Bakalım…

Hayatı, hayat bilgisi dersi gibidir aslında ta ki Giresun’da dünyaya gelişi ile başlayan hayat yolculuğunun çocukluğu Kudüs, Şam ve Erzurum’da geçer…  1905 te İstanbul hukuk mektebini okuyan Mustafa Suphi’nin Paris hukuk mektebinde okumak üzere yolu Paris’e düşer…

Tanin ve Servet-i Funun gazetelerinde çalıştı. Kısa bir müddet ittihat ve Terakkicilerle takılan Mustafa Suphi onlardan da ayrılıp Moskova’nın yoluna düşer. İstanbul –Moskova- Paris hattında gidip gelmektedir.  

Rusya’da,  Rusya kökenli ya da savaş esiri Türkler arasında çalışma yürütür. Kızıl ordu içinde örgütlenen Türk savaş esirlerinden bir birlik ile Rus İç Savaşına katılır. Türkiye’ye döndüğünde kendisini kapkara bir kader beklemektedir.

28 Ocak 1921 de suikasta kurban gidecektir. Trabzon’dan yola çıkan bir gemide 14 arkadaşı ile birlikte yol alırken sürmene açıklarında önleri kesilerek bir motora alınıp hepsi  bıçaklanarak öldürüldüler…
(Biri hariç, Mustafa Suphi’nin karısını öldürmedi Yahya onu kendisine seks kölesi yaptı)

Enver Paşa’nın adamı olduğu bilinen (Kayıkçı kâhyası) Kâhya Yahya’nın ve adamlarının işi olarak tarihe geçecekti. Daha sonra Kâhya Yahya da Topal Osman’ın adamları tarafından ortadan kaldırılacaktı.

Niye anlattım bütün bunları, ne ilgisi var değil mi? İşte ta ki o günlerden, günümüze kadar ülke de siyaset adına gayr-ı meşru ne yapıldıysa hep yüzümüz Kuzeye döndü. Hep suçluyu kuzeyde aradık. Çocuklarımıza kuzeyli canavarlardan bahsettik. Gençlerimize kapının arkasındaki subay şapkalarından bahsettik…

Merhum Siyasetçimiz Celal Bayar’ımızın  “Bu kış komünizm gelebilir” sözü ağzında pelesenk olmuştu.  Ve esnaf kış başında yapılan bu telkinle kasasına birkaç kuruş fazla atmakla meşguldü.

O maşayı kullananın (Kâhya Yahya) ittihatçılar mı? Atatürk mü? Lenin mi? Stalin mi?  olduğu tartışmaları halen yapılmaktadır.

Lakin Mustafa Suphi’nin Celladı hakkında biraz bilgi verebilirim.

Beni dumura sürükleyen bir şey olmuştu... O da bir kaç sene öncesine kadar faziletli Beyoğlu Belediyesi'ne ait bir spor salonuna Kahya Yahya adının verilmesidir. Sanırım değiştirmişleridir.

İşte, o gün bu gündür kabahati üstüne atacağımız bir dış gücümüz vardı. Kökleri hep dışarıda bilindi.

Rus Büyükelçisinin katili, yüzde yüz yerli yapımdı ama onu da dış güçlere bağladılar ya!

Bilin istedim… 

YORUM EKLE

banner148

banner132